top of page
  • Stj. Av. Elif KILINÇ

Mirasın Gerçek Reddi


( Mirasın Gerçek Reddi )

İçindekiler (( Mirasın Gerçek Reddi )




I) GİRİŞ ( Mirasın Gerçek Reddi )


A) MİRASIN REDDİ


Murisin vefatının ardından kalan miras (tereke) tüm aktif ve pasifleri ile birlikte mirasçılara intikal edecektir. Bu noktada mirasçıların mirası reddettiğini sözlü veya yazılı olarak beyan etmesi gerekir. Dolayısıyla, terekeyi istemeyen mirasçıya terekenin tüm aktif ve pasifleri ile reddedebilmesi için mirasın reddi kavramı Türk Medeni Kanunu’nun 605 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.


Mirasın reddi, mirasın gerçek reddi ve mirasın hükmen reddi olmak üzere iki başlık altında incelenebilir.


1) Mirasın Hükmen Reddi


Mirasın hükmen reddi, TMK’nin 605/2. Maddesinde de düzenlendiği üzere;


 “Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.”


Mirasın hükmen reddi için murisin ölümü anında borçlarını ödemekten aciz durumda olması ve ödemeden aczinin açıkça belli olması veya borçlarını ödemeden aczinin resmen tespit edilmiş olması gerekir. (1) Eğer ki bu iki şarttan birinin varlığı söz konusu ise, mirasçının ya da mirasçıların, mirası reddettikleri karine olarak kabul edilir ve ayrıca mirasın reddi beyanında bulunulmasına gerek duyulmaz.


Mirasın hükmen reddinde dikkat edilmelidir ki, hükmen ret karine niteliğinde olduğundan terekeyi kabul etmek isteyen mirasçı bunu beyan etmek ya da kabul iradesini ortaya koymak zorundadır.


2) Mirasın Gerçek Reddi


Mirasın gerçek reddinde, mirasçı veya mirasçılar, terekeyi reddettiklerini sözlü yahut yazılı olarak beyan etmeleri gerekmektedir.  Yetkili sulh hukuk mahkemesine başvurarak ret beyanı sunulur.



B) MİRASIN GERÇEK REDDİ


Bu başlık altında mirasın gerçek reddi davasının şekli, hüküm ve sonuçları, davanın kimler tarafından açılabileceği vb. konular incelenecektir.


i) Mirasın Reddi Davasında Süre


Mirasın reddi, 3 ay içinde gerçekleştirilmelidir. Ret beyanı bu süre içerisinde mirasçı tarafından sulh hukuk mahkemesine sunulmazsa bu sürenin hak düşürücü süre olması nedeniyle mirası ret beyanı kabul edilmeyecektir. Sonuç olarak tereke aktif ve pasifleri ile mirasçılara intikal edecektir.


3 aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı ise mirasçıların niteliğine göre değişmektedir. Eğer yasal mirasçı ret beyanında bulunacak ise, murisin ölümünü öğrendikleri andan itibaren 3 aylık hak düşürücü süre başlayacaktır. Eğer atanmış mirasçılık söz konusu ise, murisin atanmış mirasçılara tasarrufunu bildirdiği tarihten itibaren 3 aylık hak düşürücü süre başlayacaktır.


Miras sözleşmesi ile mirasçılık sıfatını kazananlar için ise sözleşme tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre başlayacaktır.


Ret beyanının sunulması için söz konusu olan 3 aylık sürenin uzatımı TMK m. 615’te düzenlendiği üzere önemli sebeplerin varlığı halinde mümkündür ancak bu sebepler kanunda sayılmamıştır ve sulh hâkiminin takdir yetkisine bırakılmıştır.


Süre bakımında dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise sonra gelen mirasçılar bakımından ret-kabul süresinin 3 ay olmamasıdır. Kanun koyucu, sonradan gelen mirasçının hakkını korumak amacıyla, ilk sıradaki mirasçının ret beyanından ve reddin kabulünden ve sonradan gelen mirasçılara bildirilmesinden itibaren, sonradan gelen mirasçılara 1 aylık mirasın kabulü için süre vermiştir. 1 ay içerisinde mirası kabul beyanı sunmamaları halinde mirası reddetmiş sayılacakları TMK m. 614’te düzenlenmiştir. Bu halde ilk sıradaki mirasçının mirası reddinden ve bunun sonradan gelen mirasçıya bildirilmesinden itibaren 1 ay içinde mirası kabul ettiğini bildirmeyen sonradan gelen mirasçı da mirası reddetmiş sayılır. (2)


ii) Mirasın Reddi Davasında Usul (Yetkili ve Görevli Mahkeme)


Mirasın reddi davası TMK m. 609’da düzenlendiği üzere, sulh hukuk mahkemesine yazılı veya sözlü beyan sunulması yoluyla açılabilir. Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleri, yetkili mahkeme ise miras bırakanın (murisin) yerleşim yeri mahkemeleridir. Yetkili mahkemenin miras bırakanın yerleşim yeri olmasının dayanağı TMK’nin 576. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir;


 “Miras, malvarlığının tamamı için miras bırakanın yerleşim yerinde açılır.”


Bu maddenin de yorumuyla mirasın açıldığı yer, ret beyanı için görevli mahkemeyi belirleyecektir.


Ret beyanının hiçbir şarta bağlanmamış olması gerekmektedir. Mirası ret beyanının, hukuki sonuç doğurması için kayıtsız ve şartsız olması şarttır.


Mirası ret beyanının geri alınması normalde mümkün değildir ancak sulh hukuk hâkimine ret beyanı bildirildikten sonra yalnızca terekeyle ilgili bütün ilgililerin rızalarının alınması halinde ret beyanı geri alınabilir. Ret beyanının hile, hata ve tehdit hallerinden biri ile sakat olması durumunda da ret beyanının iptali söz konusu olabilir. İptal beyanının da yine ret beyanının yapıldığı sulh hukuk mahkemesine yapılması gerekir.   


iii) Mirasın Reddi Dava Şartları


Mirasın reddi davasında hasım söz konusu değildir. Davalı bir taraf olmadığı için, mirasın reddi davası hasımsız olarak açılmaktadır.


Mirasın reddi davası, murisin son yerleşim yerinde yer alan sulh hukuk mahkemesinde açılmalıdır. Yani görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleri, yetkili mahkeme de miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.


Mirasın gerçek reddi hiçbir şart veya koşula bağlı olmaksızın, sulh hukuk mahkemesine yazılı veya sözlü beyan ile gerçekleştirilmelidir. Herhangi bir şarta veya koşula bağlı olan mirasın reddi beyanları kabul edilmeyecektir.


Mirasın reddi davası eğer bir vekil aracılığı ile açılmakta ise vekâletnamede mirasın reddine ilişkin yetkinin de yer alması şarttır. Vekâletnamede özel yetki bulunmasının mirasın reddi davasını vekil ile takip edecek mirasçılar için şart olduğunu Yargıtay da kabul etmiştir. (3)


iv) Miras Reddinin Sonuçları


Mirasın reddinin sonuçları TMK m. 611’de düzenlenmiştir. Yasal mirasçılar bakımından, bunlardan birinin mirası reddetmesi halinde onun payı kendisi sağ değilmiş gibi diğer hak sahiplerine geçer. Atanmış mirasçıların reddi halinde ise atanmış mirasçının payı miras bırakanın en yakın yasal mirasçısına geçer.


Burada önemli olan nokta şudur; yasal mirasçılardan birinin mirası reddetmesi halinde bu mirasçının payı kendisi hayatta değilmiş gibi intikal eder. Bu durumda eğer mirası reddeden yasal mirasçının altsoyu mevcut ise bu mirasçının reddettiği pay altsoyuna geçecektir. Eğer mirası reddeden yasal mirasçının altsoyu bulunmuyorsa onun payı, onunla aynı zümrede mirasçı olanların payına geçer yani aynı zümredeki mirası reddetmemiş yasal mirasçıların miras payı artacaktır.


Uygulamada oldukça karıştırılan bir durum olduğu için şu şekilde örneklendirebiliriz;


Örneğin, M’nin A, B, C adında üç çocuğu bulunmaktadır. Altsoylardan A’nın mirası reddetmesi halinde eğer A’nın altsoyu da yoksa mirasçıların 1/3 oranındaki payları 1/2 haline gelir ve artık B ve C’nin mirastan payı 1/2 olacaktır. Eğer A’nın D adında altsoyu varsa D, A’ya halef olur. Bu durumda A, B ve C’ ye 1/3 oranında paylaştırılan mirastan A’nın 1/3 payındaki mirası, A reddettiği için A’nın altsoyu D’ye geçer ve son durumda B, C ve D 1/3 oranında paya sahip olurlar. Örnekten de anlaşıldığı üzere, yasal mirasçılardan birinin mirası reddetmesi halinde sanki o yasal mirasçı ölmüş gibi mirasın devri sağlanır. 


Önemli olan diğer bir sonuç ise, TMK m. 612’de düzenlendiği üzere, en yakın mirasçıların tamamı tarafından miras reddedilirse, tereke iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Burada da en yakın mirasçılar kavramı tam anlaşılmamaktadır. Bunu da örneklendirmek gerekirse;


M’nin ölümü sonrasında eşi E ve A, B, C adında çocukları ve C’nin çocuğu D hayattadır. Bu durumda M’nin en yakın mirasçıları E, A, B ve C’dir. D, C’nin altsoyu olması dolayısıyla ve D’nin de hala hayatta olması nedeniyle henüz mirasa hak kazanmamıştır yani doğrudan mirasçı değildir ve en yakın mirasçı olarak değerlendirilmez. Ancak yukarıdaki senaryoda C ölmüş olsaydı, artık D de en yakın mirasçılar arasında sayılacaktı. (2)


Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, TMK m. 608’de şu şekilde düzenlenmiştir;


“Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer.


Bu mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez.


Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar.”


Yukarıda yer alan kanun hükmünde açıklandığı üzere mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı, bu mirasçının mirasçılarına geçecektir. Bu mirasçının mirasçıları için ret süresi de yine miras bırakanın terekesinin kendilerine geçtiğini öğrendikleri tarihte başlar ve bu süre de yine 3 aylık hak düşürücü süredir. (4)


v) Alacaklıların Mirasın Reddini İptal Talebi (Mirasın Reddinin İptali Davası)


Mirasın reddinde, kimi zaman mirasçı borçlarından dolayı, alacaklılarına zarar vermek için mirası reddedebilir. Bu durumda, hukukumuz alacaklıların korunması için alacaklılara reddin iptalini talep hakkını sunmuştur.


Mirasın reddi, terekede yalnızca borç olduğunda değil aynı zamanda borçsuz miraslar için de gerçekleştirilebilir. Özellikle borca batık ve borçlarının ödemekten aciz bir mirasçı, alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla, kötü niyetli olarak mirası reddedebilir. Bu gibi durumlarda alacaklıların menfaatinin korunması için alacaklıların, mirasçının bu kötü niyetli mirasın reddinin iptalini talep etme hakları mevcuttur.


Mirasın reddinin iptali davasının açılabilmesi için kesinlikle mirasçının alacaklılara zarar verme kastı bulunmalıdır. Söz konusu iptal davası için görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri ve yetkili mahkeme ise davalının son yerleşim yeri mahkemesidir. Davacı taraf, mirasçının alacaklıları olup davalı taraf ise mirası reddeden taraf ve onun mirasçılarıdır. (5) 


Mirasın reddinin iptali davasının mirasın reddedildiği tarihten itibaren en geç 6 ay içinde açılması gerekmektedir. Bu süre hak düşürücü süre olup süresinde iptal davası açılmaması halinde mirasın reddi tescil edilecektir. Mirasın reddedildiği 6 aylık süre sonrasında öğrenilmiş olsa dahi süre hak düşürücü süre sona ermiştir ve iptal davası açılamaz. (6) 


Mirasçının alacaklılarının korunduğu gibi miras bırakanın alacaklılarının da korunması mümkündür. Miras bırakanın borca batık olduğu durumlarda (kaldı ki mirasın reddi uygulamada genelde miras bırakanın borca batık olduğu durumlarda yapılmaktadır) mirasın reddi söz konusu olursa TMK’nin 618/1. maddesi ile miras bırakanın alacaklıları koruma altına alınmıştır. Uygulamada genellikle borca batık olan taraflar mirasçıları, akrabaları veya yakın ilişkide bulundukları üçüncü kişilere alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kendi üzerlerindeki malları devretmektedir. TMK m. 618 ile de miras bırakanın alacaklıları bu gibi muvazaalı işlemlere karşı koruma altına alınmıştır.


TMK Madde 618;


“Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.


Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır.

İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu olurlar.”


Miras bırakanın, mirasını reddeden mirasçılar, murisin alacaklılarına karşı murisin ölümünden önceki 5 yıl içerisinde muristen almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar. Geri vermekle yükümlü oldukları denkleştirmeye tabi kazanımlardan olağan eğitim öğretim gideri ve çeyiz alacakları hariç tutulur.


Burada, iyi niyetli mirasçı ile kötü niyetli mirasçının geri vermekle yükümlü olduğu miktar aynı olmayacaktır. Kötü niyetli mirasçı geri vermekle yükümlü olduğu kazandırmanın tamamından sorumlu tutulurken iyi niyetli mirasçı yalnızca geri verme zamanındaki zenginleşmesi oranında (sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre) sorumlu tutulur.



II) SONUÇ


Mirasın reddi, uygulamada çoğunlukla görüldüğü üzere miras bırakanın borca batık olduğu durumlarda yapılmakla beraber istisnai olarak miras bırakanın pozitif malvarlığının bulunduğu hallerde de yapılmaktadır. Miras bırakanın pozitif malvarlığının olduğu hallerde de genelde mirasçının borca batık olması ve alacaklılarından mal kaçırma niyetiyle mirasın reddi yolunu tercih ettiğini görürüz. Yukarıda da açıklandığı üzere hem mirasçıyı hem mirasçının alacaklılarını hem de miras bırakanın alacaklılarını koruyan birtakım düzenlemeler mevcuttur. Yazımızda da mirasın reddinin mirasın gerçek ve hükmen reddi olarak ayrıldığı, mirasın gerçek reddi, mirasın gerçek reddinin hukuki sonuçları, mirasçıların ve mirasın reddinden etkilenen alacaklıların nasıl korunduğu ve mirasın reddi davasının usulü işlenmiştir.


 

Stj. Av. Elif KILINÇ

Antalya Barosu 

 


 

Kaynakça


1. ANTALYA, Gökhan. Miras Hukuku . İstanbul : Vedat Kitapçılık , 2009.


2. SAATÇIOĞLU, Fuat. Mirasın Gerçek Reddi. basım yeri bilinmiyor : Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2012. Sa:1 syf:193.


3. Dairesi, Yargıtay 7. Hukuk. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/3286 E. 2021/1614 K. 07.10.2021 T. .


4. Samim GÖNENSAY, Kemaleddin BİRSEN. Miras Hukuku. İstanbul : Ahmet Sait Matbaası, 1963. 2. Baskı, syf:247 .


5. Dairesi, Yargıtay 2. Hukuk. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 8755/11221, 25.10.1999 T. .


6. Zahit İMRE, Hasan ERMAN. Miras Hukuku. İstanbul : Der Yayınları, 2010. 7. Baskı, syf:99.


7. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu

20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Opmerkingen


bottom of page